16 Ocak 2013 Çarşamba

'Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün

3 gün sonra öğle vakti taş kahvede tekrar karşılaşmıştık. Arada geçen günlerde içim içimi kemirmişti 'O'nu bir daha görebilir miyim' diye. Senin de tekrar karşılaşmamızdan memnun bir halin vardı. Ama o gün yaptığını hatırlatan bir yabancıdan fazlası değildim.

Tatlı bir kıpırtı sanki yeni beni bulmuştu derinlerimde. Kitabıma gömüldüm ama içimde konuşan yeni benin heyecanını bastıramayacağımı anlamıştım. 'Tekrar masama gelsin, ne olur tekrar konuşsun benimle' diye kıvranıyordu bu yabancı ben.

Kafamı kaldırıp oturduğun masaya bakamıyordum bile. Sonra bir an 'Ya bir daha karşılaşamazsak' dedim ve endişeyle olduğun tarafa baktığımda yok olmuştun. Yaşadığımın gerçeklik payını sorgulamaya başlamıştım. Bütün ihtimallerin yabancı geldiği dünyada ilk defa biri bana 'geçmişte veya gelecekte' dedirtmişti. 

Sanki hiç bitmeyen bir uzaklık gibi; geldin, gülümsedim, yok oldun, bekledim, tekrar geldin ve yine yok oldun. İyi ama bu tanıma isteği de neyin nesiydi.

Senin de artık diğer yabancılar gibi iki gün sonra simaları unutulacaklar arasında olacağını düşünüp çıkmıştım taş kahveden. 'O olsaydı böyle bitmezdi' diyerek adımlarımı balık lokantalarının olduğu sokağa yöneltmiştim. Günün sıcaklığını kahvedeki serinlikte unutmak güzel gelmişti. Sıcak tekrar kendini hissettirince 'Beni çeken neydi' diye sormayı bırakmıştım ki bir ses '-pardon'. 

Durup arkamdan geçip giden adama bakmıştım, bu defa çok kısa olmuştu tekrar karşılaşmamız. Mutlu eden bir kısalık. Arkandan yürüyordum, seni takip etmiyordum ama peşindeydim işte; sen köşeyi dönene kadar. Sen köşeyi dönmüş, ben yola devam etmişken arkamdan gelen aynı ses '-güzel bir gün''

Artık durmamaya, senin çocukça oyununa katılmaya karar vermişken dayanamamıştım. 3 adım sonra durmuştum. Yanımda yürümeye başlamıştın. Çevirip yüzünü yüzüme baktmıştın '-yıldızlar da güzeldir'.

Beni bu kadar gülümseten şey mağrur tavrını inkar eden haylaz bakışların mı çözememiştim ama senin peşinden beni sürükleyen sıcaklıktan emindim. Üstelik ilk defa kendimi yakıştırmıştım biriyle yanyana yürümek meselesine. 'Bu adam O olsun' diye dua eder miydim öyle olmasa...

Sanki sabah beraber uyanmışız, çay içmişiz, denize girmişiz, gezmişiz, gülmüşüz gibi sormuştun, '-akşam balık yiyelim mi'.

Küstahlığın sınırı aşsa da buna izin veren bendim. Yanımda 5 dakikadır yürümesine izin verdiğim bu adam sanki hep var gibiydi. Ve asıl tuhaf olanı yanımda yürümesine izin verdiğim adam yüzünden gideceğim yönün ters istikametine doğru gittiğimi umursamıyordum bile. Bunun diğerlerinden bir farkı var gibi geliyordu ama buna kendimi inandıran şeyin ne olduğunu bulamıyordum. 

Susmuştum, devam etmiştim, ciddileşmiştim. Bunun adı hata olabilirdi, Bir serserinin elde etme oyununda yanlış adımlarımla yanabilirdim. Ama bu yanlış benim doğruyu bulma yoluma elbet bir katkı sağlar diye düşünürken yanımızdan geçen kadının sıkı sıkı elinden tuttuğu çocuğu sana bakıp gülmüş, annesinin elini bırakıp hızla koşmaya başlamıştı. 

O an kendimi durdurmaktan vazgeçip, emin olmuştum. Senin özgür hissettiren rahatlığının verdiği cesaretle isteğim dilimden dökülmüştü '-7'de'.

Kendinden fazla emin ve memnun bir gülüşle karşılık vermiştin '-Nihat'ın yerinde'.

Arkama dönmüş doğru istikamete yönelmiş yürüyorken yüzünde çözemediğim tanıdıklığına bir daha bakmak için durup kafamı çevirdiğimde gözden kabolmuştun. 

Yüzün,

Cunda'nın eski bir sokağına ilk defa duyduğum heyecanımla kimbilir daha önce kaç kişinin hissettiği gibi deli cesaretimle girdiğimde mutlu eden iki cümle benimleydi.

7'de. 
Nihat'ın yerinde.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder